Sinan YÜCE

Quantum Bilgi Teorisi

Geleceğin köklü geçmişten gelecek olduğuna emin olduktan sonra, geleceği yolda karşılamak gerekir.

Yeni Nesil bilmez. Bir dönem TRT kanalında Âdemler ve Havvalar isimli bir program vardı. Konsept olarak problemler-insan ilişkileri örnek olaylarla ve uzman görüşleri ile ele alınıyor ve açıklanıyordu. Bana göre yapıcı kaliteli geleceği köklü geçmişten gelerek şekillendiren fırsat buldukça izlediğim nadir programlardan biriydi.

2007-2008 yılında programa, bilimin gerçek hayat ile uygulanması yönünde bilimsel çalışmalarımın ürünü olan kazanımlarımı paylaşmak için birkaç kez katıldım.

Program tüm güzelliği kalitesi ile devam ederken kendi hayatımda yaşadığım tersine mühendislik anlatmak vardı.

Demeye kalmadan seyirciler arasında bir hanımefendi tarafından tarafıma bir soru yönetildi.

–Sinan bey, 25 yıllık evliyim. Çalışıyorum. Eşim iş yerime hiç çiçek göndermedi. Bu duruma çok üzülüyorum.

-Bunu istediğinizi söylediniz mi?

–Evet, hem de defalarca kez…

-Ne dedi?

–Ben seni seviyorum çiçek böcek adamı bozar diyor ve sonra evin havası bozuluyor.

-Siz başka ne yaptınız peki?

–Konuyu buraya kadar getirdim” dedi.

Gülümsedikten sonra “-peki siz eşinizin hiç iş yerine çiçek gönderdiniz mi?” dedim.

Stüdyoda bir gülüşme ve kıkırdama oldu. Ben psikolog ya da psikiyatr değilim sadece tersine mühendislik çalışmaları yapan biriydim.

Kıkırdamalar bittikten sonra tekrar ettim. “lütfen siz eşinizin iş yerine bir çiçek gönderip deneyin” dedim.

Birkaç vakit sonra programın sunucularından kendisine ulaşırsa kulakları çınlasın raşit bey ile muhabbet ederken katılımcının belki eşinin programı izledikten sonra belki de eşine çiçek göndermesi sonucu kendisinin çiçek aldığını bana iletti. Ben bundan mutluluk duydum. Geçmiş zaman bunu hatırlamıyorum ama önemli olan hanımefendinin isteğine kavuşması ve diğer durumda olan kişilere bir örnek teşkil etmesiydi.

 

10-11 yıl geçti. Şaşırtıcı olan şu ki saatler geçmezken yıllar çabuk geçiyor. Standart bir insan hayatı için 1/7 lik süre…

Birçok şeyi çok çabuk unutuyoruz. Unutmayı seviyoruz. Unutulmaması gereken en önemli konuları “onun, bunun, şunun” yorumları hareketleri yüzünden unutuyoruz.

En önemlisi Yaradan tarafından bahşedilmiş hayatlarımızı-hayatları sevmeyi unutuyoruz. Saygı duymayı unutuyoruz. Zorluyoruz. Bastırıyoruz. Anlamıyoruz. Okumuyoruz. İnsanın aklına “İnsan, en yakınındaki beş kişinin ortalaması olurmuş” sözü kalıcı olarak yerleşiveriyor.

Biliyor musunuz? Gezegenimiz, tertemiz ve mis gibi. Mis gibi Gezegenimizde , Dünya kendini her gün yeniliyor.(Hava,Toprak,Su,Ateş) her gün yeni çocuklar geliyor. Çocuklar büyüyor kimi çocuklar Dünyayı kucaklıyor kimileri ise erkenden göçüyor. inanç temizlenme barınma vb.gibi temel ihtiyaçları ortaya çıkıyor. Bazı insanlar, diğer birçok insanı etkileyecek şekilde dünyaya kötülük yağdırıyor. Bazı insanlar ise bu kötülüklerle doğa’nın yanında amansız mücadele ediyor.  Bazılarımız çok acı çekiyor. Kimi kader kimine ise kendi hatalarımız sebep oluyor bazen 1saniyelik süre yüzünden uçak kaçırıyoruz sınava yetişemiyoruz bunun değerini size ancak bunu yaşamış olanlar anlatabilir.

 

Yaşasaydı bu yeni yılda tam 100 yaşında olacak ve son döneminde iyice çocuklaşmış kıymetli bir büyüğümün 20 yıl önce gözlerimin içerisine bakarak bana anlattığı kulaklarımdan hiç çıkmayan aslında çoğumuz tarafından bilinen bir net bilgiyi paylaşmak istiyorum. “Çocuğum vücudunun herhangi bir yerinde kalıcı bir yara izi varsa o anı unutamazsın, yaranın nasıl oluştuğunu canının ne kadar yandığını tüm ayrıntıları ile an ve an anlatabilirsin.” Sizde isterseniz vücudunuzun herhangi bir yerinde bulunan varsa o yara izine bakarak gözleriniz kapalı bir şekilde deneyebilirsiniz…

Yenidünya düzeni “belirsizlik ilkesi”ni geride bırakmış ve bilimsel gerçekler tabanlı düzenine adapte olmaya çalışıyor. Geçiş süreçleri sorunludur zor olur. Demir çekiçle çıplak elle demiri dövmek gibidir. Avuçlarınız acır yara bağlar patlar nasır tutar teriniz gözyaşınıza karışır zor olur acı olur ama olur. Olacaktır. Elleri nasır tutmayanlar var hiç terlemeyenler var çekiç sesinden bile korkanlar var hiç bir şey yapmadan lattesini rakısını çayını çorbasını içenler var görüyoruz duyuyoruz okuyoruz biliyoruz diyenler var.

Ben Bilmiyorum, siz bilmiyorsunuz, onlar bilmiyorlar ve biz bilmiyoruz. Tek bir bilen var elbet.

Olur mu hiç! Ben siz o bunlar şunlar onlar… biliyor! Biz çalışıyoruz üretiyoruz yapıyoruz kaymağını başkaları yiyor! Sen de çok iyi biliyorsun! Ya Hu!  neyi biliyorum? Bilmek nereden geliyor? Bilgi tanımından geçiyor. Peki bilgi nedir? Çok öğretken ve öğretmen “yeni nesil” kütüphanelerde<internette> o, bu, şu, bilgi tanımını şu şekillerde tanımlıyor.

 

İşin hukuk-felsefe-psikoloji-sosyoloji-tarih- tarafını uzmanlarına bıraktıktan sonra, Pozitif Bilimlerin konusu olan Bilgi; hız kütle zaman hacmi ve bunlara bağlı bilimsel taban ve değişkenlere sahiptir.

Merak edenler için; Quantum network ile ilgili, olmayan imkânlarda çalışmalar yapıyorum. Çok ciddi yol aldığımı da söyleyemem. Bu yol çok eski çok yeni ve çok somut.

Bundan 1200 yıl önce gerçek, şu an için hayal olan beytül hikmet gibi ya da  20 yıl önce hayal olan ama artık gerçekleşen Türkiye Uzay Ajansı gibi, doğru zamanda, çalışmalarımı Aksi, “Bilim, daha iyi bir bilimsel bir çalışma ya da  bilinen-bilinmeyen “İLMİ” gerçeklerle çürütülmedikçe geçerliliğini korur.”

Savıma göre “Pertürbasyon teorisi” den çok farklı olan, Allah nasip ederse birazda destekle “… teorisini” ortaya koyacağım.

Kendini sürekli yenileyen tertemiz ve mis gibi Gezegenimiz için Doğa’nın yanında azimle mücadele eden bir seferi olarak, naçizane yapabileceğim en iyi şey bu olsa gerek.

 

Unutmamakta fayda var;

Çocukların, tavsiyelere değil, güzel ve gerçek örneklere ihtiyacı vardır.